21 Mart 2018 Çarşamba

...

Ben
Her kar yağışında sokağa çıkıp yürürüm
Temiz olana koşabilme umuduyla
Beyazlığa nüksedip hatırlanma aşkıyla
Biraz çalabilmek için soğuk sulardan
Ve için, içerken beni
Adını usul usul, her zaman ki tutkuyla,
Fısıldayabilmek pahasına..
Yürürüm.
Akşam yürürken tokatların çarptı yüzüme. O an beni fark diye atladım çıkmazdan.
Çıkış yok yazısına tahammülsüzüm.
Zaten ben ne yaptıysam
Ben hep bir şeyler yaptıysam
Bir şeyler yapabildiğimi zannetiysem
Ne yaptıysam ben..
    Hep beni fark et istedim.
Üzülünce daha kısa harflerle yazdığımı,
Kelimeleri birbirine yapıştırıp karaladığımı,
Her anlamsız görünenin gözüme anlam olarak çarptığını,
Kağıtları çöp kutusuna atmamak için teker teker yediğimi,
Tıpkı acıyı yutar gibi
Yedikçe acıkmam bir daha acıya,  diyerek tükettiğimi.
Tükettiğim tüm hayallerden artık vazgeçtiğimi
Sırf sen biraz daha gül diye,  güllerin yapraklarını kopardığımı,
Oysa yaprakların damarlarında yaşam bulduğumu
Ve nefes alırken hiç tıkanmadığımı
Öksürdüğümde boğazıma kaçan yalanları kovaladığımı,
Kedileri hiç sevmediğimi ve un kurabiyesine bayıldığımı
Utanınca köşeye kaçtığımı ve en çok gülerken utandığımı
     Fark et istedim.
Ben
Sonuna gidene kadar yolun yürürüm.
Belki bir yerden kavuşmak dileğiyle
Kaldırımların taşlarına bakarak, tek değil,
Çift basarak seksek oynarım.
Çocukların hep "o anda " kalmasını istediğim için..
Kırlangıçların yolunu bulacağından ve aslında
Özgürlüğümü alan hayatın güzel bir film olma arzusundan..
Yollar bitene kadar son ses müzik
Yükselerek
Yükselerek
Tepelerde bir kaç melodi yürürüm
          Sırf bir gün gel diye
Geldiğin yoldan geçmek için
Ya seni kaybedersem?
Ya seni bulamazsam?
Benim koşmam lazım uzakta değilsin
Uzak olan ayaklarım olmalı
İşte bu yüzden
Kesilen tırnağımı kopardığımı
Kopan giden tüm sevgilerin arkasından bakmadığımı
Daima ellere uzanarak
Elleri arzulayarak
Ellerini,  seni hayal ederek adım attığımı
Bağırdıklarında sessiz kalıp göklere baktığımı
Bulutların adına sen dediğimi
Ve senin,bana, yalnızca bana kızdığında yağdığını
Aslında mor rengine bayılıp, onüçü severken
Uğur getirme pahasına
Evden çıkışımda anneanneme dua okuttuğumu
Ve hep sağ ayağımı ilk  olarak bastığımı..
Kaybetmenin kıyısından geçmemek için kazanmadığımı
Ve papatyaların yapraklarını hep seviyor diye kopardığımı
Tanrıya şükür diye haykırırken sana baktığımı
Ve tıpkı bir ilah gibi saatlerce seni seyre daldığımı
Yalnızca acınası bir güne umut dediğimi
         Sırf sen gel diye yaptığımı bil istedim.
Belki yol biter
Belki karlar düşer
Ve belki fark et diye yalvardığım her şey kapına gelir birer birer
Sırf sen yanıma gel diye.

Capella..


28 Şubat 2018 Çarşamba

Yitik Kalış


Ne pencerede kahvem
Ne de kahve seven bir ben
Gül soldu diken battı ağlamıyor arka sokak
Artık bebek yok
Bebek öldü
Bebek öldü,  ellerinde..
Ellerinde koca bir katil var
Kırmızının tüm tonlarını çarparak
Usulca gelen, kocamın yası
Bu kaldırımda..
Tam burada acımasız sevişler..
Acımasız sevgilere tokum.
Oysa caddelerde sessizlik var
Hiç can vermemiş, yitirmemiş,
Tecavüze uğramamış bu şehrin sokağı hiç
Zannedersin karanlıkta nefesi tıkanır
Hırıltı çıkmaz cüsseler küçülür
Ve boşalmaz içlerine duymayan kulakların
Binlerce spermden biri
Yanlış sanıyorlar, bu sokakta
Can çekişen kırık bir hüzün var.
Hüzünleri koklamak lazım
Şeytanı cennete götürür bu koku

Geceye kuş kondu
Ruhu ıslak kanatları uçmakta ısrarcı
Durdurak bilmeden çırptı kanatlarını kuş
Hatırlanmak istedi, hatırlatmak bizlere
Kanatlarını ve kırgınlığını
Sen aldanma bakma, kanatlara asla aldanma,
Aldanırsan özgürlük yok olur.
Özgürlük YOK
Bize yalan söylediler kanatlar kan kokuyor
Acıları gördüm, acıtan kalbi
Acıdan yok olup kaybolan kalbi
Tadı değişiyor her şeyin, bak
Artık limon çok ekşi evin tadı yok
Kapıları kitle sevişecek halim yok
Ama  yollarda yürüyecek bir hal var
Haller daima devrilir, devrilen yerlerim acı kokuyor

Bir bir vuruyor yüzüme sokağın düşü
Sokakta yalnızım yalnızlıkta düş
Yalnızlığa düş bir bir
Çünkü buranın sokakları kalabalık,
Kalabalığın içinde akın akın yalnızlık..
Yağmur vuruyor taneleri, savruk
Bir bir vuruyor  yüzüme yerlere
Bırak artık sıvının kanalizasyonu tıkalı
Bırak artık, ellerin katil ellerim özlem
Bir düş içine akıyor
İçimi sıkıyor
İçimi devralıyor
Haller daima devrilir, daima kalbim ölüyor
Kalbim ölürken evlat kokuyor.

Capella..

29 Kasım 2017 Çarşamba

Libyam Bir Afrikaysa Çöllerin Beşincisi (3)

Kaybolup giden, yekpare bir düşün içine akan girdap, avucumda işte
Birer birer düş’ün çıkmazlarda, ben öyle bir
-basit yalınayak düpedüz kurmaca- 
Bilmece….bildirmece…
Gecelerce unuturum, pişmanlıkları unuttuğum gibi
Kırdığımı kırıldığımı üzdüğümü üzüldüğümü
Parçaladığımı kustuğumu gittiklerimi sayfalardan
Saçlarımı çeke çeke küstüklerimi, beyazı karalayıp
Mahveden adamlara tükürdüğüm ve siyaha
Tenime, gögsüme çizik atılırken küfrettiğimi
   Unuttuğum gibi unuturum
Sıradan hayatı peşisıra yok edip hükmeden girdap, yüreğimde işte
Azar azar yok edip avazımı hıçkırıklarda, ben öyle bir
-çaresiz yalnız bensiz dipsiz kuyularda-
İsteksizce… istenerek…                
Kendimi tüketirim, saatlerimi tükettiğim gibi
Boynuna dolanan ipleri kesip aldığım, zamanı kendime gebe saydığım
Gündüzlerce sığınıp arsızca harcadığım
Tutulduğum tutturulduğum ekşiyen suratlara bir parça limon daha
Sıktığım sıktırdığım harcadığım harmanlanıp satıldığım o yüreği
  Tükettiğim gibi eritirim
Eritirim de bir parça ben almak için çabalarken
Dizlerimi kırıp oturma pahasına ölene kadar  sızlarken
Bakışların ardından, bir parça için dilenirken
Dilenmek ben dilenci senken, karışmışken ahbaplık birbirimize
Bana ne olur bilmem

Bana ne ?

Capella..

28 Kasım 2017 Salı

Libyam Bir Afrikaysa Çöllerin Beşincisi (2)


Libyam bir Afrikaysa çöllerin beşincisi. 
Ayakları kumların yanığıyla derbeder olmuş, 
   kulağında ki morsalkımlarla yeşilliğe koşuyor. 
Özgürlüğe haspelkader bir yaşam arıyor. 
   zırdeli bu Libya, felaketlerin katmanında dolanıyor.

Libyam bir Afrikaysa çöllerin beşincisi. 
Kaburgalarında süt ninemden akan terler 
   saf bir tehlikenin çevikliğine benzer 
Gündeme oturmuş kirli görüntüsü dergilerin kapaklarında gezer
   zırdeli bu Libya, kara çocukların ırka ait yeri adeta

Libyam bir Afrikaysa çöllerin beşincisi. 
Nevra'nın dönüp ellerini karaladığı yerleri, Nehru'nun bağımsızlığını haykırdığı 
   seksek oynanmamış kumdan kaleleri.. 
Ekmeği görmemiş azı dişleri kokarken hangi kişiliği giyinse üstüne?  
   zırdeli bu Libya, düpedüz fırçasız günleri

           Libyam bir Afrikaysa çölllerin beşincisi. 
           Usanmamış yıllardır çöplükte yürür ayak izi, 
              utanmamış da insanlık nasıl açtı her biri
           Yürümüş ayakları tabanından koparcasına, 
           Bizim ustanın  takunyalarına sahip değil tabii. 
              zırdeli bu Libya, kapıyı açmamış anahtarları atmış gelmiş. 

Capella..

27 Kasım 2017 Pazartesi

Libyam Bir Afrikaysa Çöllerin Beşincisi (1)

           
         Her insan durduk yere mi girdaba düşer, yok yere mi duvarlar örmeye başlar kendine ? İçine ne zaman darağacı eker ve onları niye sallandırmaya başlar bilmiyorum. Herkes benim gibi ara ara hisseder mi yalnızlığı, hiçmiş gibi algılar mı kendini, kafasını döndürmek bile istemeden bir yerde sabit durabilir mi bilmiyorum. Kim hangi sorularla boğuşuyor bir diğerini düşünürken? 
     Herkes bir ben mi, 
    herkesteki benler onları meşgul eder mi bilmiyorum. 
        Böcekleri kafamdan atamıyorum. Üzerimdeler, sağımda ve solumda..Saklambaç oynuyorlar kırk-ayaklarıyla.Bulmaya çalışmıyorum çünkü midemi kaldırıyorlar veyahut başımı eziyorlar.Böcekler var etrafımda beni bana küstürüyorlar.Kuşku duyuyorum onları sevdiğimden, yeryüzünden devrilip denizlere dökülüyorum.O vakit ekseriyetle yerküreye hapsettiğim denizyıldızlarımı bir bir ait oldukları yere atasım geliyor.İzi kalıyor çünkü bende, onlarla yaşamak istemiyorum.Sanki baktıklarında her şeyi anlayacaklar diye korkuyorum.Bir maskenin esiri olmaktan ürperiyorum.Yarattığım tüm benliklerimi darağacıma asmaya başlıyorum.Kafaları koptuğunda huzur buluyorum. 
         Ölüm insanı mutlu eder mi? Eder zannediyorum ara ara, bazı kişiler ölmeyi hak eder diyorum. O vakit bir katre yakamoz düşüyor gönlüme, ışık saçıyor limanıma kişilikler.Bu sefer oraya dizilmeye başlıyorlar, darağacım işe yaramıyor. Boğazımda çıt kırıldı bir heves, öldürdüğüm her bir denizyıldızı için pişmanlık duyuyor.Çünkü bendeki maskeler hiç eksilmiyor.Ruhumun orta yerinde karadelikler… Renkleri koyu, onların ucunda ne birikmiş göremiyorum.Görsem de söylemezdim zaten.Kartlarımı kapatmayı seviyorum.
     Omuzlarımda bir parça sesi kısılmış isyan var, avazını gece çığırmaya başlıyor da kimseler duymuyor.Kulaklarını kapatır bizim bu insanlar.Gerçi kulaklarını açsalar da benim sesini kıstığım fikirlerim var.Anlayacağın Libya Çölünün ortasına dahil etmişim bedenimi. Yeşilliğim birilerinin beni görebildiği kadar, kalanları kumdaki sarartının rüzgarda dans edişiyle var.Oradan anlayamazsın, evime eşlik etmen gerek.Evime girmen için anahtarı bulman, anahtarı bulmak için başka kapılarda dolaşman.. Öyle kolay iş değil koca çölü yürümen gerek.Her bir kum tanesinin hatrını vermen.

           Rüzgarın seni alt edemeyeceğini nereden bilebilirim? Bir kasırgada beni terk edebilirsin. 

Capella..

23 Şubat 2017 Perşembe

Çöl Toygarı

Sarsılan bakışımın aksine
Gelmek için direniyorum, neden ?
Bedenim tarumar, zincirleri bedesten
Gez, dolaş, dur.! Burası içine hapseder
Ben… ben kaldım
Orada… bir yerlerde
Uçmaktan korkan  bir çöl toygarıyım
Kanatlarımı attım, saklanmayı da bıraktım
Sert bir kayadan çatladım, şimdi
Mevsimi haber eden kuraklığı sana yazıyorum
Dalıma konmaktan vazgeçen kuşların arasında
Hatırladığım vakit ötmek istiyorum
Al al aldım senden
Gırtlağımda koca bir hiçlik : NEFES
Kesiliyor esen hava yok
                          esen havada sen yok
Kanım çıkıyor sen çıkmıyorsun,
24 saat sen, şanın yine zirvede
Başka dalların arasındasın
Başka ötüşlerin dudaklarına mühür
Başka tonda çalmakta yeşil gözlerin
                         konmaktan vazgeçmeyen sen
Hep derdin ‘’Uçmak istiyorsan konmayı da bileceksin ‘’
Ben .. ben diyorum ya orada kaldım
Seni alıp sardığım, ısıttığım, uçtuğum gecede
                       kanatlarım tutuklu bugün de sevdiğim, öyle deli birine
Aşıklar atışmalı mı uluorta ?
O’ndan yana üvey çocuklarım peşi sıra
Yolda birbirine girmiş iki adam belki üç ya da beş
Düşün.. başıma açtığın şeye bak
Haybeden işler işte
Yollar tartışıp duruyor uzak yakın diyar derdine
Çocukların keşkesi pelesenk olmuş dillere
Yolları görmem ama duraklarım var
                   her bir dur adım sen
Onları bilmem ama keşkelerim var
                   aşıklar olmalılar hep birlikte
Gece soğuk, üşüyorum sende ben yok
Burada yeşili öldürdüler herkes gözlerinden bihaber
İffetine yandığım şimdi parça parça yalanların
Nefretine tutunarak
Eledim, ellerinde ismin
Deniyorum, çıkışlarımda sesin
Kurudu yüzüm düşen bin parça
Ben…ben orada kaldım
Kışımı çöle yazdım
Gerçek olan birkaç cümleni koparıyorum
Dudaklarından kalan tek buyken en derinden
Çözümsüzüm  
               .geber.


Capella..

12 Eylül 2016 Pazartesi

Gece Tozu Sesleri

İstanbuldan gidiyorum. Sırtımda alelâde atılmış bir bavul, ayaklarımda özgürlüğün çıkışı. Kimin ne diyeceğini hesaplamadan, orada ne olmuş burada kim kimin tozunu yutmuş diye tartmadan.. Yarınların ekonomik buhranlarına girmeden , her nefes  alışta sitemli bir depresyona meyil etmeden gidiyorum. Ciğerlerime teneffüs ettiğim havanın ruhuma işleyişi bile değişiyor. Önce yavaş bir kanat çırpışı, sonra bir bir artan kanatlarla beraber kelebeklerin uçuşu.. Göklerde rengarenk  daire çiziyorlar, sen şimdi dinlen biz seni mutlu edeceğiz diyorlar. Ahenkle dans ederken ebemkuşağı beliriyor yüreğime doğru, yağmurlar yağdırıyor. Sonbahar gelmiş olmalı.. Fakat yolculuklar sonbaharda daha güzel. Evinden uzakta başka ilçelerde yeni evler bulmak daha anlamlı. Sabit kalmadan iklimleri yaşamak, daha ıslak kalmak.. Gökten akan damlalarla birlikte her seferinde daha da ıslanmak. 

Sonbahar yarınlar için.. Gidişlerin geri dönüşünü seyre dalan bir çift göz için. Daldığınız rüyaların gerçek kılınması için.. Canımızı  yakan her şeyi tek bir damlada yok etmek için. Sararan yaprakları dökmek için. Onlar hep güzel kalsınlar. Bir yolculuğu anarak sona varamadan..

Unutma dünün sana ne verdiğini
Yarınını onunla kuracaksın
Hatırla avucuna dokunan parmak izlerini
Bir küsufa dalacak,
Gözlerini yakamoza salacaksın
Daim et öğretilen her şeyi,
Varlığını herkesi içine alarak ebedi kılacaksın
Utanma sana dokunan çirkinlikten,
Beyaz kaldığını çirkine bulaşarak anlayacaksın
Gurur duy pişman olmadığın tüm şeylerden
Tecrübelerinle kalbini hatalara kapatacaksın
İzle, duy, kendini bul
Pencerelerini açarsan hayata karışacaksın
Isıt tüm üşüyenleri,
Kolllarını sonsuz bir gökyüzü  yapacaksın
Küçük kal büyüyen kalbine inat
Görünenin gerçek olmadığını kibrin küçülünce anlayacaksın
Ve sev...
Sevdikçe yeryüzünde daha önemli başka şey bulamayacaksın
Ve sev..
Başka hiçbir şeye sahip olmadan
Ve sev...
Gecenin tozunu kaldırıp sesini duyacaksın.
Yollara karışıp hayat olacaksın 
Nefes alacaksın, koşacaksın,
Daha çok sevişmek isteyeceksin.
Ve sev...
Sesin seslere karışacak koca bir dünya olacaksın, kendinle..

Capella..

8 Eylül 2016 Perşembe

Vazgeçilmez Sancılar


Bazen sadece susman gerektiği için susarsın. 
Bazen ise susmak  en kolayı olduğu için.. 
Bazen düşmek için susarsın, bazen de sonunu görmek için katilinin. 

Ben beni ne zaman boğacağını bekleyen bir köle gibi ellerine mahkum kılmışım kaderimi. Sen öldürmek için gün sayarken, zamanı yavaşlatıyorsun. Sana her gece uyuman gerektiğini söylemiştim, oysa sen günü uzatıp acımı izliyorsun. Hangi hakla bu acıdan zevk alıyorsun ?
   
Bazı kişiler nedense hiç şaşırtmıyor. 
Suratları yönü olmayan bir yol                                           
Bazı kişiler hep aynı noktadan bakmanı sağlıyor
Seni mutlu ederken hüzne boğuyor.

Anlamadım sandığın her şeyin farkındayım. Senin düşüncelerinin ilerisi benim rüyalarımın habercisi. Olduğun yerde seyre daldığın için beni, ilerlediğimi görmen kolay oldu tabi. Oysa başka yönleri seçmeli, başka ilklimlerde gezmelisin. Çünkü güneşi sen doğurduğun zaman ben kaybetmiş olmayacağım. Benim güneşim yok, bunu bilmeliydin. Karanlık sokaklarda bir yürek büyüttüm ben, çocukluğum ellerimin katili şimdi. İçinde uçarken ruhumun yörüngesi, ayrı bir laubaliliğin dibindesin. Sana anlattım ve sen beni anlamıştın...

Geceyi kazandım ben, kanatları kopan bir melek düştüğü için. Sahiplenmiştim sayıların dağılıp yıldızlara dönüşümünü, ısıtmıştım rüzgarın sıkıcı serinliğini, koşmuştum topraklarında yırtık paniklerim.. Kanat olmuştum çoğu zaman, beslemiştim küçük güzeli. Sermiştim siyahı üstüne gizli kalmıştı yara beresi. Gece uyanmıştım, görmüştüm hayatın tüm gerçeklerini. Kahpe hayatın jokeri andıran yüzünü.(!) Yer altından çıkan yosmaların ne işler çevirdiğini, her gece izlemiştim uzaydan çıkagelen hiç şiir görmemiş bedenleri. Acıları görenler yazardı, geceleri sevenler yazardı. Çünkü gecede koca bir gerçek vardı. Hayat o'nda akmaktaydı.

Şimdi güneşi üstüme sersen ve sonra hiç ısıtmamış gibi geri çeksen kazanmış mı olacaksın ? 
Unutma, ben gece de varoldum. Gece de sönerim, güneşin toz olsun şimdi. 

Capella..

1 Eylül 2016 Perşembe

Bahar Yalancısı

Sönmez güzümün akşamında
Baharı selamlıyor ellerin..
Ellerin diyorum, telaşlı ve terli
Kısıtlı hareketleri, toparlanması mümkün- siz
Yaprak dökümü sanki
Dağılan şeyler var etrafımda
Hazan gecelerinde izini belli eden
Toz parçalarını savuşturan ayakların..
Ayakların diyorum, kararsız ve yönsüz
Nereye aktığını bilmeyen bir kuş sürüsü
Geriden ileriye, ileriden geriye sarkan
Kanat çırppmaktan vazgeçmeyen..
Ucunu diğer tarafa her bağladığımda
Yarım kalacaklara inat, haykırırken
Ümit var diye...
Apaçık teninin her mevsiminde
Yine yarım kalıyorum  ve
Tenin diyorum, aşk ve gurur
Dikenleri var acıdan ağlatan

Vuslattan gelen masumiyetin
Bir saflık daha eklerken
Sarımm sarım sarmaladım ben seni
Sarmaşıklara doladım
Baktıkça yandım, yandıkça daha çok baktım
Gözlerin diyorum, kehribar  ve güneş
Sabahları dinletiyor insana,
Gün batımını kucaklatıyor
Oldum diyor insan, tam etmeye meyilliyim
Kırıklarını süpürüp hayaller kurduruyor
Hasletin diyorum, kusursuz ve yaradan
Benim desek her yerimiz kirlenecek,
Güz bu, sönmeyen gizimiz bu
Belki de hep bahar yalancısı  oluşumuz bundan.

Capella..

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Ai(t)diyetsiz

Birileri oyunu oynarken birisi oyunu izler ve onu yazmaya başlar. Gördüklerini  yazar, karakterlerin sözlerini sayfalara yapıştırır. Tüm ayrıntıya hakimdir ve çok etkilenmiştir. Hepsini kalemine alır ama asla bir şiir olamaz, o sadece şair olarak kalır.

Durdum ve düşündüm, ben bu hikayenin neresindeyim? Bir şair  miyim sayfalara onları yazdığım yoksa bir şiir miyim insanların sayfalarını doldurduğum? Bilmiyorum, hangisi olmalı bu beden, hangisi yakışır göremiyorum. Belki de her ikisiyim ve beton duvarlara çarparak boyut değiştiriyorum. Birinde duvarın içini yaşarken birinde duvarın dışındaki hayatı kucaklıyorum. Şairken atıp tutuyorum duygularımı,  en derinde yaşıyorum her şeyi. Şiir iken sokaklara salıyorum dengesizliğimi, koca bir sır oluyorum. Bazen de arafta kalıp  olduğum  yere çakılıyorum. Yönsüz,  yurtsuz, aidiyetsiz yalınayak kaçıyorum. Sizi bir şekle sokmaya çalışan zihniyetten kaçıyorum.  Sağımdan ve solumdan korkup, ardıma bakmadan  kaçıyorum. İlerliyorum yok'a doğru. Ve hiçbir zamana, dile, dine, ırka ait olmadığım için  huzur duyuyorum.

Oldum olası sevmedim seçmediğim durumlar için böbürlenmeyi. Bir bayrağın altında gururla sallanmayı,  bir cinsiyette üstün kalmayı, bir renkli gözde harika hissetmeyi.. Ben değilim. Ben seçmedim. Ben sadece sevmeyi seçtim. Seni sevmeyi... onu sevmeyi... Çiçeği,  böceği,  yaprakları..  Yaratılan ve yaşatılan her şeyi  sevmeyi.. Bu zamana kadar sevdim ve sevmeye de devam edeceğim. Büyük ihtimalle sizlerden defalarca can kırığı yiyeceğim. Güvendiğim elin aslında bir bıçak izi olduğunu fark edip duracağım. Sabahladığım adamın ertesi gün  gideceğini bileceğim. Bir kez güldüğün  insanın sen yürürken arkandan poponu ne kadar salladığına dair dedikodunu yaptığını işiteceğim. Siyasi durumlarda kimseye tapmadığım için beyinsiz ilan edileceğim. Bir dilenciye para verdikten sonra o dilencinin milyoner olduğunu televizyonda izleyeceğim. Beni sevdiklerini sandığım insanların, bana hakaret edişlerini seyredeceğim. Kalplerinde bir bir yok olan vicdanı silip süpüreceğim. Bunları bildiğim halde ilerleyeceğim. Aidiyetsiz, bir başıma.. Hem bir şiir hem bir şair olarak.!

Capella

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Veda Busesi

Her zamanki sandalyeme oturmuş çayımı yudumluyorum. Ağzıma gelen acı tat içimin sızısını unutturmalı diyorum, dediğime ben bile inanmıyorum.  Kalbim ve çayım savaşırcasına kendilerini gösteriyor. Kalbim anlattıkça onu, diline geldikçe kelimeler çayımın demi artıp midemi yakmaya başlıyor.  Acıdan ellerimi avuçlarıma bastırıp, gözlerimi havaya kaldırıyorum. Sanki kirpiklerim göğe yaklaşınca gözyaşlarım ertelenir zannediyorum. Hadi diyorum yine ,şairlerden bir mısra, durma göğe bakalım. Bir kum tanesi yüzüme çarpıyor kumsalda.. Tamda hayalini kurduğumuz yerde tek başıma oluşumu alkışlıyorum.
Ben geldim, sen yoksun.
Ben hep  geldim zaten ama sen kafana esince yoksun diyorum..

İnanmak  istemeyen gözlere gerçeği sersen ne çare ? O hâlâ  sahte bir yakarışın içinde. Tüm dünya haykırsa yanlışsın diye, eline batan dikenin derdinde. Bakmayana  gülü yaşatamazsın ki, sana dikenlerinden bahseder durur. Oysa bilse güller dikenleriyle bir olur, bir görse, görebilse o gül sana en güzel yapraklarını savurur. Şimdi siz neyden bahsettiğimi bilmezsiniz. Kısaca söylüyorum; içime attıklarımın canı kurudu. Artık nefes alamıyorlar ve konuşmaya ihtiyaçları var.
Düşmeye başladı sessizliğim gözlerimden. Birer birer nüksediyor vaad edilenler.

Kum taneleri saçlarımı dağıtıp nasıl tek başınalığımı hatırlatıyorsa bana, bende ona yüreğime sakladığım adamı anlatıyorum. Bir nevi dertleşiyoruz. Gerçi kumlar bile kızgın adama, birazdan havalanıp alaborada sevdiğimi yok edecekler. Aman durun diyorum, sakın esmeyin. Nefretim onu sevmeme engel değil. Hem zaten şu dünyada onu sevmeme engel olan hiçbir şey yok. Anlamıyorsun ki, düşe düşe seviyorum ben onu. Kırılıp parçalanıncada seviyorum. Vazgeçemem ki, neden vazgeçecekmişim ? Ufak bir acıda bırakılıp gidilir mi? Bize yakışır mı hiç? Herkes üstüne bir beden büyük yükler hapseder, ara sıra utanır kendinden diye söylentiler kulağıma çarpsa da ben onu sevmemeyi kendime yakıştıramıyorum.

Bir adam var, benim fırtınam.. düştüğüm yerde açan menekşe, dünümde hafızama kazınan, bugünümü ele alan.. Gündüzüm, zamanım, benliğim. O benim miladım. Hani insan onsuz olamam der Ya, öyle işte. Benimki olamamak değil, hep dediğin gibi, şımarıklık ! Onsuz olmam.

Bir adam var, diri diri mezara gömer insanı ama bir hali var ki bin kere ölsen bin kere dirilten. Böyle tatlı oyunları seven, sen onu bulamazsan sana küsen. Kirpiklerini kapatınca arasına kilit ören, kendini göstermeyen, aksi.. Ama açtığı zaman dünyaları kalbine eken.. Aynı anda cenneti ve cehennemî yaşatan birini daha tanımadım. O benim aradaki tüm tonlarım. Sessizligimin ortasına dalan pusum, sevincimin köşesine oturan azgın gülüşüm, gözyaşımın içine dizilen kar tanelerim.

Bir adam var işte. Bulutları önüne dizip onlarla oynamana müsade eden  fakat tek yanlışında bulutunu silip seni ateşe atabilen.. öyle bir adam işte. Gel de sevme. İnsan o varken, payına düşeni yaşamak istiyor. Onun payı senden düştüğünde felak sana göz kırpıyor .

Masadaki çayın acılığı hiç bitmiyor. Anlayacağın yokluk insana hep bitmeyen acı bırakıyor. Sanki dudaklarında onun tadı yerine giderken bıraktığı hoşçakal cümlesi kalıyor . Sen eşlik edemiyorsun, etsen gidecek senden. O sebeple dudaklarına bir veda mühürlüyorsun, hiç gitmemek üzere.

Capella.. 

11 Ağustos 2016 Perşembe

Günlerden Ben

Nefes benim dedi içim, çek ellerimi. Soluğumu kes götür denizine, dalgalarını çarp hafiften .. Karıştır hücrelerine kendimi. Al biraz daha lütfen, yarım bırakma. Beni sev, beni yıpratma, sonsuzluğa çağır. Öyle bir al ki zerrem kalmasın ardımda. Kulağıma fısıldayışların umut olsun, beni yine hayallere inandırsın. Güneş günün doğumunu sersin yatağıma, yastığıma yıldızlar çarpsın. Gökyüzüm kocaman olsun ısıtsın. Büyülesin gözlerimi parlatsın.

 Benim dedi Sen, bakma bana öyle. Ruhum felç oluyor kızgınlığına, beni alma o karanlığa. Bir kere daha bakma, baktığın yerden kırılıyorum.Sar beni, kadehlere konu olmayı yasakla.Güven sunduğun kalbi, güvendiğin yerde kırma. Bir kırık daha kaldıramayacak gözlerim. Yaşlarım diyorum, yaşımı alıp suya atıyorum. Kurumuyor dehlizler gelgitte.

Akışı önleyemiyorum. Şimdi sen ve ben biz olabilirdik. Bambaşka şehirlerde aynı hayatı yaşayabilirdik. Birbirimize bakıp iyikileri sıralayabilirdik. Kalemi kırıp çukura atabilirdik. Silebilirdik kalpteki kiri.. hızımızı alamadan bodoslama dalabilirdik dünya evine. Eve sığmayıp gökyüzüne taşabilirdik. Bir ucu ötekine bağlayıp bütün edebilirdik. Biz seninle ben olabilirdik. Dengemi sağlayabilirdik. Biz benimle sen de olabilirdik. Öfkeni aynada kırabilirdik . Biz bizdik bir zamanlar yine geçmişi çalıp onu adam edebilirdik.

Biz... Ardı arkası kesilmeyen bir sevginin yarım kalışıyız artık sevgili. Gidişler bitiremiyor sadece eksik bırakıyor. Eksilince anladım, bir sen daha kalbime giremiyor. Nefesimi çek dedim yine, al götür beni ve getirme bir daha geri. Capella..

28 Temmuz 2016 Perşembe

Tersyüz

Felaketin içime doğru gelmeye başladığını biliyordum. Birkaç an önce, kalbimdeki çatlaklardan su sızıntısı şuana doğru harekete geçmekteydi. Sanki içim ‘’evet, birazdan bir terslik olacak ve yine bundan sorumlu sen tutulacaksın’’ diyordu.  Ah ne hoş. ! Sorumluluk omuzlara inen ağır bir yük değil , beraberinde ‘ileride hata yapamazsın’ güvencesi vermeni isteyip duruyor. Hiç uyum sağlayamadım ben ona, o da beni pek sevmezdi. Sürekli hatamı kollarcasına zayıf olduğum anları seçerdi. Bende onu hiç uğraştırmaz devamlı ağına düşer, oradan bir hayli çıkamazdım. Bu süre zarfında içime düşen tedirginlik ve bağırma ihtiyacı kendini ele vermişti ve ben bir anda karşımdaki surata ağır ithamda bulunup onu devredışı yapmayı başarabilmiştim. Halbuki istediğim sadece kafamdakileri biraz uzak tutma ihtiyacıydı. İhtiyaçlarımı nasıl karşılayacağımı bilmediğimden her şeyi allak bullak etmeyi seçerdim. İş böyle olunca durum daha da karışır ve ipin ucunu diğerine bağlamakta bir hayli zorlanırdım. Ama olsun, Allah vermiş iki göz. Hiçbir kusrum yok, düzeltmek zorundayım. Kafandaki gelgitler ve gönlündeki yorgunluk kusur olarak sayılmamakta. Zaten  akıllı kendini o çukura atmaz. Hangi akıllı bile isteye deli olur ki?

Bakmakla görmenin farkını soluğuma çekeceğim dakikalarda yanımda ki sinirli adam sigarasını püfür püfür gözüme sokuyor. Eksiliyorum, bir parça daha koparıldığımı hissediyorum dalımdan. Gelgitlerimin tuzağına düşmemek için gitmek istiyorum ona, sarılmak ve doyasıca sarmak. Fakat ardımda bir ses kendimi tam etmem gerektiğini söylüyor. Bu sefer ona kanıp azıcık onun sularında dinginleşiyorum. Ben dinginleşeyim derken adamı sigarasını çoktan söndürmüş, kendiyle meşgul bir vaziyette buluyorum. Ne tam oluyorum ne de eksiliyorum. Duvara çakılan sonsuz uzunluktaki çivi gibi bir işlem görmüyorum. İki taraftanda kapı dışarı ediliyorum. Anlayacağın gelgitlerimin suratıma tükürmek istiyorum. Bana kaybettirdikleri üstüne birde her gün aynı çelişkileri devam ettiriyorlar. Şimdi ben kime küfür etmeliyim ? Beni sonuna kadar seveceğini söyleyenlere mi, beni tanımakla beni anlamanın ayarsızlığında kalan gözleri mi, içimde var olup sönen engelsiz şizofreniyi mi, dönemsel sevinçlerimin dönemsel üzüntülerime pranga çekmesini mi ?  Söylesene Ben, ben kime küfür etmeliyim?

Yine baş başa kalıyorum kendimle. İçimde her türü barındıran bir koronun şefi gibi bir şarkıdan ötekine geçiş yapıyorum. Bazı yerlerde ele verirken zayıflıklarım kendini, bazı yerlerde şaha kaldırıyor gövdemi. Herkesin iyisi ve kötüsü makul bir dengedeyken neden benim hep kötü özelliğimi ortaya çıkarıyorlar diye sormadan edemiyorum. İnsanları bencil ve kaba buluyorum. Üstelik canına cam kırığı battığında karşısındakinin ölüm fermanını hazırlayacak kadar da gururlu, kendine aşık.. Böyle bir dünyada kafamın içindekileri dışarı çıkaramazken onlara kendimi nasıl anlatacağımı irdeliyorum.  Her cevapsız kalışımda kırıcılıklarını arttırıyorlar, hemde benim kırıcı olduğumu söyleyerek. Bu işte bir terslik var. 


Sorular soruları doğuruyor. Fakat cevaplar diğerinin yaşamında akıyor. Gerçek ya bir diğerinin seçtiğindeyse ? Anlayacağın iki tarafta hayatın farklı yüzlerine bakıyor. 


Capella..